Çantamda Ne Var ?

Yıllar önce bloggerlarda böyle bir furya vardı. Herkes çantasında ne olduğunu yazıp, açıklıyordu. Ben biraz geriden takip etmiş gibi oldum ama bu postu yazmama asıl sebep herkesin bana” aaa çok düzenlisin” tepkileri oldu☺ Düzenimi bide siz görün istedim☻(Eminim sizde çok merak etmişsinizdir☺)

Çantamın markasını daha sonra editliycem..Bir sürü eşya taşımama rağmen sadece çantamın yarısı dolu! Bakalım neler var…

1. Bir önceki postta hikayesini yazdığım sevgili cüzdanım.
2. Olmazsa olmaz suyum
3. Yazın bile elimden düşürmediğim hırkam
4. Zeynomun hediyesi defter ve kalemim
5. Parfüm (Avon Incandense)
6. Güneş gözlüğü
7. Kağıt peçete oda olmazsa olmazım yaz/kış
8. Makyaj çantam (üst foto alttan birincide içindekiler kayda geçildi. Çanta içinde Clinique seyahat boy pudra,rimel,ruj ve allık+göz farı var, Avon Color Trend Doll Pink ruj ve Watsons Dudak Kremi)
9. Güneş Kremi
10. Anahtarlarım
11. Şarj aleti + kulaklık
12. Bunların hepsini barındıran iç çanta

Görünen top top narlarda zeyno’nun sehpa aksesuarları☻
Mutlu günler…

Reklamlar

Doğum Günü Hediyeleri

Doğum günüm geçeli baya oldu (18 Temmuzdu).. Çok zor günleri geçirdiğim döneme denk geldi ama dostlar sağ olsun hiç yalnız bırakmadı. Günün akşamında arkadaşlarla basit bir kutlama yaptık o kadar.
Gelelim hangi dosttan ne almışıma (4’ü blogger değil ama sıkı takipçilerim☺)

 1-2-4 numaralı hediyelerim mesai arkadaşlarımdan..

1. Dünya tatlısı anne olmaya aday, lepiska saçlı bir melekten… Mudo imzalı çok zarif bir cüzdan ama ben clutch niyetine bile kullanıyorum♥
2. Önünde pulları olan kocaman kelebekli atletim taze gelin Esra’ dan.Benim komedi kraliçem kendisi!
Bu şirin atletimi haftada 2 kez rahat giyiyorum☺ alt görselde o günlerden birinden kalma (pek efkarlıymışım o gün her halimden belli).♥

 3. Sevgili pambık prensesim Zeyno’dan. O benim kuzucuğum, neşe kaynağım. Bana Acessoriestan kendi gibi renkli bir defter ve kalem almış, bayıldım♥
4. Yine mesai arkadaşlarımdan biri bana Almanya’ dan kağıt törpü getirmiş yanında çok şık birde kolye vardı ama onu çekmemişim. Bir tarafı benim gibi yanar dönerli bir tarafı toz pembe kırmızı kalpli♥ Bu arkadaşımda pek tatlıdır, boncuk gibi nazar değilesi gözleri vardır☺ (Maşallah tabi)

5. Buda bana değer verdiği hediyelerinden belli olan bir arkadaştan☻ Fazla açıklamaya gerek yok;)

Allah’ım bana her daim yanımda olan dostlar nasip ettiğin için sana sonsuz şükürler olsun. Onlar olmasa ben bu dünyada yapayalnız kalırdım..
Gelen mail, mesaj ve telefonun haddi hesabı yoktu herkes sağ olsun var olsun…

Lezzetli Diken…

Evet yanlış okumadınız lezzetli diken diyorum; en üst fotoğrafta yer alan dikeni dikenlerinden arındırıp marul kökü gibi bir gövde elde ediyoruz (alt görseller) ve onu doyamayarak yiyoruz.
Bizim köye bahar geldi mi her yer bu dikenlerle dolar, sırf bunu yemek için 90 km uzaktaki köyümüze gideriz. Bizim ona taktığımız ad “Sıyırma” (dikenlerini sıyırdığımız için böyle denmiş diye düşünüyorum).
Yerken ve soyarken ellerinizde siyahlık bırakır, ağızda hafif bir uyuşma hissi olur ama tadı çok güzeldir. Marul kökünü anımsatan çokta tanımlayamadığım bir şey..
Asıl adını ben bilmiyorum bilen varsa öğrenmek için can atıyorum☺

Salkım Saçak Şuküfe

Günler günleri kovaladı ve hayatımda bir anda o kadar çok şey yer değiştirdi ya da aniden var oldu ki ben bile bu hıza yetişemedim.
Hayatıma giren-çıkan, mutluluk-mutsuzluk, sevinç-gözyaşı,hastalık-sağlık derken son 2 ayın nasıl geçtiğini düşünmekte bile zorlanıyorum.
Mutsuzluklar, umutsuzluklar yada huzursuzlukları bir kenara bırakıp tamamen olumlu düşünmeye karar verdim.
Minik beta balığı Şuküfe doğum günümde gelen bir sürprizdi! Kendisini çok sevdiğimi söyleyemeyeceğim hatta kavanozuna bile dokunamıyorum o derece!
Balık nedense benim çok tiksindiğim bir tür canlı. Fotoğrafına bakarken bile ürperiyorum :s

Hediye eden arkadaşım o kadar zarif ve kibar biri ki onun hatırına gözüm gibi bakıyorum, her sabah ofise girdiğimde ölmüş mü acaba diye kontrolde etmeden edemiyorum☺
İtiraf ediyorum her gün ne zaman ölür ki diyorum.Hatta bayram tatilinde ofiste aç kaldı günlerce, bu sabah döndüğümde suyunda neredeyse deniz anaları oluşmuş ona rağmen yaşıyordu.
Neymiş bir şeyi çok istemeyecekmişim!!!
İyi tarafından bakarsam sürekli onu temizleme gönüllüsü bir dost, kavanozunu taşıyan dünya gönüllüsü bir prenses ve masasında ağırlayan bir çalışma arkadaşım var☻Ben en asli görevi üstleniyorum. Her sabah ve akşam 2 metre öteden zarf açacağı yardımı ile yem veriyorum☺

O Bir Sanatçııı, O Bir Fotoğraf Sanatçısı, Kazım Kuyucu Geliyor!

En başta çok şanslı olduğumu söylemeliyim, hem böyle bir sanatçıyı tanıdığım hem de onun objektifine yansıma fırsatını yakaladığım için! Gelin bu yetenekli adamı yakından tanıyalım.
Kazım Kuyucu hem hemşerim hem iş arkadaşım hem abim hem de eşsiz fotoğraflarımın sahibi…
Kendisiyle fotoğraf üzerine sürekli sohbet ediyoruz ve konu dönüp dolaşıp tarafımca ” yaa benim fotoğraflarımı ne zaman çekeceksin ağğğbiii” ye geliyor. Bu kadar ısrardan sonra kendisini bezdirme safhasına getirip, bana bir kaç saatini ayırması için ikna ettim. (dipçik not: Kendini naza çektiğinden değil, işlerinin yoğunluğundan fırsat bulamadığı için) 
Fotoğraflarımın doğal olmasını istediğim için günlük hayattaki halimle gittim çekime. Keşke kıyafet değiştirme imkanım olsaydı☺
Kazım abi çok titiz, sürekli ışık açılarına, ortama ve fotoğrafı bozacak bütün dış etkenlere dikkat ederek çalıştı. Benim ayılıp, bayıldığım  fotoğraflarımda o kendi açısından hep bir eksiklik buldu! Elimde birbirinden güzel bulduğum yaklaşık 100 fotoğraf var ama Kazım abiye göre bu sayı daha da düşük kendi değimiyle ” sağlam 10 fotoğraf çıkar” diyor. Ben ise; hangisini nerede kullanacağımı şaşırıp, sanki o fotoğraftakiler ben değilmişim gibi her gün megalomanca kendime bakıyorum ☻
Kazım abinin aldığı ödülleri saymakla bitiremem hakkında daha fazla bilgi edinmek ve diğer fotoğraflarını görmek için sizi böyle alalım.

Dua:  Allah’ ım tekrarını nasip et noluuurrrrr☺

Not: Model olmak çok zor işmiş be yaa ☻

Ne giydiğimin pek önemi yok, çoğu Konya’da oradan buradan derleme. Sadece çizme Ayakkabı Dünyası – Bentini.
Aksesuarlar: küpelerim fixsilver, yüzüğüm Sivas’ lı bir cam ustasının tezgahından kapma..
Saçlarımı kendim düzleştirdim, düzleştiricim Rowenta.
Makyaj: Fondöten ve allık Clinique, Göz altı kapatıcısı Elf Mineral Toz Kapatıcı, Far bazı İnnova, Maskara Maybeline One by one, Far Avon 2’li terracota,Gabrini lacivert göz kalemi, ruj yerine ise Watsons’ un dudak bakım kremi ☺ 

Işığınız bol, enerjiniz tavan, gülücüğünüz hep olsun efendim ☺

Kabullenmek…

Benim dedem 86 yaşında, babaannem ise 80. Babaannem oldukça sağlam kadındır. Torunlarından bile atik, güçlü ve yorulmak bilmeyen bir bünyeye sahip (maşallah)! Dedem de tam aksine hasta, hiç yerinden kalkmayan ve sürekli babaannemin yardımına muhtaç. 
Ayrıca dedem sık sık şeker komasına girer ve ölümle-yaşam arasında ki ince çizgide gider gelir. Gözlerimizde ki yaşlar kurumadan durumunun iyiye gittiğini öğreniriz, bir oh çekerek bütün torunlar, evlatlar evin yolunu tutarız. Bu durum yılda bir kaç kez tekrarlanır☺ Allah sağlık, sıhhat versin… 
Babaannem pratik kadındır. Bir gün dedemin kimliğinin yıprandığını görür, eline aldığı renkli koli bandıyla sarar sarmalar. Ardından dedem hastaneye yatar ve  doktor kimlik ister. Doktor kimliği görünce afallar. 
Babaanneme “şeffaf bant yok muydu niye böyle sardınız?” diye sorar. 
Babaannem “yoktu” der. 
“O zaman değiştirseydiniz” der doktor. 
Babaannemin cevabı hem manidar hem de trajikomik cinsten : ” Ölecek diye değiştirmedik”
Yaş belli bir noktaya gelince ölümü bekliyor insan.. O kadar yoruyor ki bu hayat, artık bırakıp gitmek istiyor tüm sevdiklerimizi, alışkanlıklarımızı ve hayatımızı….Bu dünyadan gideceğimizi koşulsuz kabul ettiğimizin göstergesi belkide…

2012′ nin Özeti

2012′ de ben yorgunmuşum, mutsuzmuşum ve tembelmişim! 
Yorgunluğu ve tembelliği fazlasıyla blog faaliyetlerine de yansıtmışım. 2012′ de bu post dahil 70 yazı yayınlayabilmişim, son iki ay gaza gelmişim yoksa o kadarda çıkmayacakmış☺
Önce ki yıllarda 100′ ün üzerinde yazı yayınlamışken bugün sınıra bile dayanamaması tamamen tembelliğimin eseri…
Bu camiada ki 3. yılımın bitmesine de çok az kalmış. 2013 Mart ayında 4. yılımı kutlayabilirim. Bir çocuğum olsa 4 yaşında olacakmış, hey gidi günler hey (Niye böyle dertlendiysem). Geçen yıllar hem yaşantımda hem de burada çok şey öğretmiş bana. Blogum da önceki yıl postlarını gezince arada ki farkı apaçık görebiliyorum! Fotoğraf çekmeyi, yazı yazmayı ilerlettiğimi anladım☻Kendi gelişimimin farkına varmak çok güzel….Umarım daha da güzel olur!
Ayrıca bugün itibariyle izleyen sayımız 891,  toplam yayınlanan yazımız 600 olmuş. İstatiklere bakınca ortalama ayda 20.000 kişi ziyaret etmiş. Hepsine kocaman sevgiler…
Sayfası olmayan ama beni sessizce takip eden sevenlerimi de unutmamam lazım. Onlardan gelen mailleri büyük bir keyifle okuyorum. Cesaret edip yazamayan varsa, lütfen mailimden irtibata geçin, emin olun çok mutlu olacağım.
—————————————-♥♥♥—————————————-

Bu yılın en iyi çalışmaları (kendimce) Suluboyalarım ve Keçe Çantalarım!

          


—————————————-♥♥♥—————————————-


Yıl bitti, yeni olanda güzelliklerle, dolu dolu gelsin…

Günlerden Bugün – 06.06.2012

Evde başka bir puzzle işte başka bir puzzle ile uğraşıyorum. Nedense hiç bitecek gibi değiller.. Daha Haydarpaşa’nın yarısını tamamlayabilmiş değilim. Evdeki puzzleda da Atatürk’ün ceketinin son dokunuşları kaldı ama bayağı beni zorladı.
Zaman zaman işyerinde nasıl başka şeylerle uğraşabiliyorsun? sorusuyla karşılaşıyorum. İşlerim varken elbette başka şeylerle ilgilenemiyorum ama boş vakitlerimi mutlaka değerlendirecek şeyler buluyorum.  Kimisi sohbetle, internette surfle mesut olur bense kendimce eğlencelerimle..
Bakın nasıl hem iş aksatmadan hemde boş durmadan bişeyler yapabiliyorum. Masanın sağında puzzlem solunda bilgisayarım duruyor. İşimi bitirdikten sonra dönüyorum sağıma puzzlema iki kare ekliyorum. İş çıktıysa hemen dönüyorum sola işimi yapmaya☺ Minik fotom açıklayıcı olmuştur sanırsam…
Bu ara evde ne buldum atıyorum yada hemen kullanılabilir bi hale getiriyorum. Özellikle hobi malzemelerimi eritme yada yok etme çabası içerisindeyim. Çünkü epeyce lüzumsuz yer kaplıyorlar. Dün kullanmadığım ve süresinin dolduğunu düşündüğüm makyaj malzemelerimi attım, elimde azcık bişey kaldı 😦 İndirimlerle yeniliycem artık! Daha önceki gün ise; kullanmadığım ama belki kullanırım diye beklettiğim çantalarımı attım:)  Ne güzel bişeymiş  fazlalıklardan kurtulmak… Bir gün lazım olur diye bişeyler biriktirmeyeceğim artık. Lazım olunca gidip temin edicim:)
Bu vazoyuda komşumuz bu hale getirmiş bana sepetlemişti, elimdeki boyalarla bunu da kullabilinecekler arasına almayı düşünüyorum. O yüzden ortaya çıktı, boyanmak üzere bahçeye indi… Ama nasıl olacağı konusunda fikrim yok ☻Belkide şuankinden daha yakışıklı olur☺

Fazlalıklardan kurtulurken gerekli olan şeylerinde listesini yapıyorum. Acilen bu tonda bir ruja ihtiyacım var. Çilek net kapanmadan Cameleonun setini almıştım. Ondaki bu parlatıcınınmı, rujunmu her neyse rengine bayılıyorum. Ama çok kalıcı olmadığından ben işe gelmeden yolda bitmiş oluyor☺Hangi markada ve hangi numarada böyle bir ton yakalarım bilenleriniz haber etsin lütfen…

Eş, dost düğünleri kapıya dayandı, acilen platform, havalı bir ayakkabıya ihtiyacım var. Hotiçin bu modeli fena değil gibi ama arayışlarım sürüyor…

Yağmurla sanıyorum bitti. bu yıl neydi öyle? Yağmurlar bitti ama ben hala şu kulübe gibi duran şeffaf şemsiylerden Konya’mda bulamadım :s

Neyse bugünlük bu kadar, herşey gönlünüzce olsun;) ve Allah ellerinizi hiç bırakmasın…

Günlerden Bugün – 06.06.2012

Evde başka bir puzzle işte başka bir puzzle ile uğraşıyorum. Nedense hiç bitecek gibi değiller.. Daha Haydarpaşa’nın yarısını tamamlayabilmiş değilim. Evdeki puzzleda da Atatürk’ün ceketinin son dokunuşları kaldı ama bayağı beni zorladı.
Zaman zaman işyerinde nasıl başka şeylerle uğraşabiliyorsun? sorusuyla karşılaşıyorum. İşlerim varken elbette başka şeylerle ilgilenemiyorum ama boş vakitlerimi mutlaka değerlendirecek şeyler buluyorum.  Kimisi sohbetle, internette surfle mesut olur bense kendimce eğlencelerimle..
Bakın nasıl hem iş aksatmadan hemde boş durmadan bişeyler yapabiliyorum. Masanın sağında puzzlem solunda bilgisayarım duruyor. İşimi bitirdikten sonra dönüyorum sağıma puzzlema iki kare ekliyorum. İş çıktıysa hemen dönüyorum sola işimi yapmaya☺ Minik fotom açıklayıcı olmuştur sanırsam…
Bu ara evde ne buldum atıyorum yada hemen kullanılabilir bi hale getiriyorum. Özellikle hobi malzemelerimi eritme yada yok etme çabası içerisindeyim. Çünkü epeyce lüzumsuz yer kaplıyorlar. Dün kullanmadığım ve süresinin dolduğunu düşündüğüm makyaj malzemelerimi attım, elimde azcık bişey kaldı 😦 İndirimlerle yeniliycem artık! Daha önceki gün ise; kullanmadığım ama belki kullanırım diye beklettiğim çantalarımı attım:)  Ne güzel bişeymiş  fazlalıklardan kurtulmak… Bir gün lazım olur diye bişeyler biriktirmeyeceğim artık. Lazım olunca gidip temin edicim:)
Bu vazoyuda komşumuz bu hale getirmiş bana sepetlemişti, elimdeki boyalarla bunu da kullabilinecekler arasına almayı düşünüyorum. O yüzden ortaya çıktı, boyanmak üzere bahçeye indi… Ama nasıl olacağı konusunda fikrim yok ☻Belkide şuankinden daha yakışıklı olur☺

Fazlalıklardan kurtulurken gerekli olan şeylerinde listesini yapıyorum. Acilen bu tonda bir ruja ihtiyacım var. Çilek net kapanmadan Cameleonun setini almıştım. Ondaki bu parlatıcınınmı, rujunmu her neyse rengine bayılıyorum. Ama çok kalıcı olmadığından ben işe gelmeden yolda bitmiş oluyor☺Hangi markada ve hangi numarada böyle bir ton yakalarım bilenleriniz haber etsin lütfen…

Eş, dost düğünleri kapıya dayandı, acilen platform, havalı bir ayakkabıya ihtiyacım var. Hotiçin bu modeli fena değil gibi ama arayışlarım sürüyor…

Yağmurla sanıyorum bitti. bu yıl neydi öyle? Yağmurlar bitti ama ben hala şu kulübe gibi duran şeffaf şemsiylerden Konya’mda bulamadım :s

Neyse bugünlük bu kadar, herşey gönlünüzce olsun;) ve Allah ellerinizi hiç bırakmasın…

DOST Var, dost Var

Yaklaşık 2-3 haftadır çevremdeki insanları, arkadaşlıkları ve dostlukları sorgular durumdayım. O kadar kırgınım ki! Bu kadar vurdumduymazlığı, umursamazlığı hak edecek ne yaptım diye kendimi yedim bitirdim.  Dost olamadım, arkadaş olamadım diye kendimde kabahat aradım yinede diyemedim sana, sana, sana kırıldım diye. O kadar şoka girdim ki yaptıklarına söyleyecek söz bulamadım. Yaptıkları ayıbı yüzlerine vuramadım!
Maskeler taktım içimde bıraktıkları üzüntüyü, yangını, kızgınlığı gizlesin diye…
Şöyle bir muhasebe yaptım artılar, eksiler derken birbirini götürdü. Ellerim bom boş kalakaldım.
Oysa zor günlerinde yanlarında olmaya çalıştım, ne zaman seslendiler bütün işlerimi bırakıp koştum, mutlu günleri daha özel olsun diye çabaladım durdum. Bunları da hiç bir zaman başa kalkmak için yapmadım. Sadece bir adımda onlar atsın, benim onları önemsediğim kadar olmasa da, beni önemsesinler istedim. Keşke bu kadar çok benden gitmeseydi bişeyler. Sanırım bu kadar yıkılmazdı özgüvenim, gururum, ruhum..
Zaman dursun hatta geriye aksın ve ben bu yaptıklarınızı görmemiş olayım, inanın çok isterdim. İçimdeki sevginiz hep katlansın, hiç eksilmesin isterdim. Yitip gitmeyin, sizden soğumayım İSTER-DİM! Artık üzülmeyeceğim beni hayatında hiç edenlere, umursamayanlara, değer verirmiş gibi görünüp sallamayanlara, zahmet edip yanımda olmayanlara…
İyi ki sizin gibi olmayan dostlarımda var!
Binlerce teşekkürü hak eden dostlarım bu satırlarım size;
Yeşimim: Sanal ilk dostum, canım, her daim yanımda olan ve bana en güzel dostları kazandıran prensesim. Sürprizleriyle beni en mutsuz anımda mutlu eden yüreğim…
Edam: İyilik meleğim, neşe kaynağım. Çıkarsızca dostluğunu esirgemeyenim.
Zeynom: İki gün habersiz kalsa telaşa düşüp, sık sık arayanım. Derdimin ortağı, yüreği-yüzü güzelim. Seslenmesem bile koşup, gelenim..
Zekam : Kardeşim, bacım, can parçam, ikizim.Sevgisini yüreğimin en derininde hissettiğim. Kardeşten öte bildiğim…
Reyhan Ablam : Adı üstünde abla. Koruyup, kollayanım.
Ayrıca;
Alev’im ağlarken benimle birlikte hıçkıranım,
Fazoşum sıkıntımı kalben hissedenim,
Siyah İncim her daim kahrımı çekip, beni dinleyip, kardeşi görenim,
ve
Hayrişim sevgisini sonsuzca önüme serenim , ruh ikizim….
Sizleri çok seviyorum. İyi ki diğerlerine inat yanımdasınız! Biliyorum bu kadar dostum varken değer bilmezlere üzülmekle çok aptalım!!!

Ne güzel yazmış Can DÜNDAR dostun nasıl olabileceğini, ne demek olduğunu? Biliyorum beni üzenler okumazlar bu satırları ama ben onlara karşı söylemiş sayıyorum kendimi… 

Saate bakmaksızın kapısını çalabileceği bir dostu olmalı insanın…
“Nereden çıktın bu vakitte”dememeli,
Bir gece yarısı telaşla yataktan fırladığında;
“Gözünün dilini”bilmeli;
Dinlemeli sormadan,söylemeden anlamalı…
Arka bahçede varlığını sezdirmeden,mütemadiyen dikilen vefalı bir ağaç gibi
Köklenmeli hayatında;
Sen,her daim onun orada durduğunu hissetmelisin.
İhtiyaç duyduğunda gidip müşfik gövdesine yaslanabilmeli.
Kovuklarına saklanabilmelisin.
Kucaklamalı seni güvenli kolları.
Dalları bitkin başına omuz,
Yaprakları kanayan ruhuna merhem olmalı…
En mahrem sırlarını verebilmeli,
En derin yaralarını açıp gösterebilmelisin;
Gölgesinde serinlemelisin sorgusuz sualsiz…
Onca dalkavuk arasında bir tek o,
Sözünü eğip bükmeden söylemeli,
Yanlış anlaşılmayacağını bilmeli.
Alkışlandığında değil sadece,
Asıl yuhalandığında yanında durup koluna girebilmeli.
Övmeli alem içinde,baş başayken sövmeli
Ve sen öyle güvenmelisin ki ona,
Övdüğünde de sövdüğünde de bunun iyilikten olduğunu bilmelisin,
“Hak ettim” diyebilmelisin.
Teklifsiz kefili olmalı hatalarının;
Günahlarının yegane şahidi…
Seni senden iyi bilen,sana senden çok çok güvenen bir sırdaş…
Gözbebekleri bulutlandığında yaklaşan fırtınayı sezebilmelisin.
Ve sen ağladığında,onun gözünden gelmeli yaş…




NOT: Ayrıca bu ve bu yazıyıda okumalısınız resmen içimdekilerin yansıması olmuş, şiiride onun sayfasından alıntıladım.